Osmanlı Hat Sanatının Kurucusu; Hafız Osman Efendi Kimdir?

Hafız Osman Efendi, Osmanlı devri hat sanatı denince akla gelen ilk isimdir. Osmanlı hat mektebinin kurucusu kabul edilen Şeyh Hamdullah’tan (1429- 1520) sonra akla gelen ilk kişi hiç şüphe yok ki Hattat Hafız Osman Efendi’dir. Şeyh Hamdullah’tan 150 sene sonra bu alanda büyük eserlere imza atmaya başlamış olsa da Şeyh Hamdullah'ı geride bırakmayı başarmış, bunu vermiş olduğu muhteşem eserleriyle bizzat ortaya koymuştur.
Hafız Osman Efendi, özellikle Mushaf-ı şerifler olmak üzere yazdığı her türden çok sayıda yazı ve yetiştirdiği çok sayıdaki değerli çırakları sebebiyle hüsn-ü hat tarihinde büyük bir şöhrete ve öneme sahiptir. Yetiştirdiği talebe sayısı dikkate alındığında Hafız Osman Efendi gerçekten ulaşılması güç bir rekorun sahibidir. Çünkü onun ismen tespit edilebilen talebe sayısı 41’dir.
Hafız Osman Efendi Kimdir?
Osmanlı Devleti’nde yetişen âlim, veli ve büyük hattatlardan Hafız Osman Efendi, 1642 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Haseki Sultan Camii müezzini Ali Efendi’dir. Küçük yaşta hafız oldu, bu unvan onun ilk ismi gibi kabul edildi ve Hafız Osman adıyla tanındı. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın dairesinde tahsil ve terbiye görürken hat sanatına ilgi duydu. İlk hocası Derviş (Büyük) Ali’nin, yaşlılığından dolayı kendisiyle gerektiği gibi meşgul olamayınca, onu yetiştirdiği hattatların en seçkini sayılan Suyolcuzâde Mustafa Eyyûbî’ye göndermeye râzı olduğu rivayet edilir. Karlı bir kış günü Haseki’den Eyüp semtine kadar yalın ayak yürüyerek derse gidişi, Suyolcuzâde’nin kendisine duyduğu sevgi ve takdiri daha da arttırdı. On sekiz yaşında icâzet aldı.
Gençlik döneminde Derviş Ali yolunda yazdığı görülen Hafız Osman, Şeyh Hamdullah üslubunu öğrenmek üzere, bu üslubu o devirde en mükemmel şekliyle bilen Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi’ye elifbâ meşkinden başlayıp yeniden öğrenci oldu. Daha sonra Şeyh Hamdullah’ın eserlerini incelemeye başladı. Onun sarayda bulunan mushafını takliden yazarak bu yolda melekesini arttırdı.
40 yıllık sanat hayatında devamlı olarak eser verdi. Melekesini kaybetmemek için aylarca süren hac yolculuğunda bile kalemi elinden bırakmadığı, muhtelif menzillerde yazdığı karalama veya cüz örneklerinden anlaşılmaktadır. Üsküdar Doğancılar’daki Şehid Süleyman Paşa Çeşmesi kitabesi ile Tunusbağı’ndaki Siyavuş Paşa’nın mezar taşındaki yazıları bilinen iki celi sülüsüdür.
Ömrü boyunca basit bir derviş gibi yaşayıp süs ve gösterişten uzak duran Hâfız Osman, son zamanlarında felç illetinden mustarip olduğu için çok sevdiği sanatından uzak kalmış ve nihâyet 3 Aralık 1698 tarihinde vefat etmiştir. Ömrü boyunca devam ettiği Sünbül Efendi Dergâhında kılınan cenaze namazını müteakip dergâhın hazîresine defnedilmiş ve mezar taşına, Ağakapılı İsmail Efendi’nin yazdığı kitabe hakkedilmiştir.
Pazar günleri yoksul çocuklara, çarşamba günleri de varlıklı aile çocuklarına maddî karşılık beklemeksizin evinde hüsn-i hat öğreten Hafız Osman bu husustaki titizliğiyle de tanınır. Ders bittikten sonra Cerrahpaşa Hamamı yakınında karşılaştığı bir talebesi gecikme sebebini kendisine anlatınca yol kenarında oturup dersi tekrarladığı rivayet edilir.
Yetiştirdiği hattatlardan 41’inin adı tespit edilmiştir. Rodosîzâde Abdullah, Yûsuf Rûmî, İmam Derviş Ali, Derviş Mehmed Kevkeb, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Hasan Üsküdârî, Kürtzâde Bursalı İbrahim ve Bursalı Mehmed efendiler bunların en başta gelenleridir. Hat silsilesi bu öğrencileri yoluyla iki ayrı koldan zamanımıza kadar intikal etmiştir ki hat sanatında bu mazhariyete ermiş başka bir isim gösterilemez.
Hafız Osman’ın sülüs-nesih ve rikā‘ nevilerinde açtığı, daha sonra gelen hattatların ekledikleri güzelliklerle gelişen çığır günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Bu sebeple eserleri gün geçtikçe kıymetlenmektedir.
Hafız Osman Efendi’nin Tarzı ve Eserleri
Türk hat sanatında müstesna bir mertebeye erişmiş olan Hafız Osman, tam bir yazı aşığı idi. Zira bu mertebeye erişmiş olmasına rağmen sürekli araştırır, eski hattatların yazılarını ziyaret eder, eline geçen her nüshayı tetkik ederdi. Hatta Sultan 2. Mustafa sâyesinde saray kütüphanesinde bulunan ünlü hattatlara ait meşk ve yazıları inceleme şansı bulduğu gibi, özellikle Şeyh Hamdullah’ın Kur’an-ı Kerim‘ini ziyaret ettiği ve her gidişinde birkaç sayfasını istinsah ettiği rivayet edilir.
Sanat yaşamı boyunca 25’ten fazla Kur’an-ı Kerîm, pek çok En‘am-ı Şerif‘i ve murakka’ı yazmış olan Hâfız Osman’ın Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Nur-ı Osmaniye kütüphanelerinde de hurufat meşkleri vardır. Bazı Mushafları, daha Osmanlı döneminde tıpkıbasım tekniği ile çoğaltılmış, dünyanın dört bir yanına dağılan bu Mushaflar da Hafız Osman’ın üslubunun tüm dünya tarafından tanınmasına hizmet etmiştir.
Tüm bunların yanında, Hazret-i Muhammed’in evsafını nakleden Hilye-i Hakani metninin, hüsn-i hatta genel geçer hâle gelmiş olan levha üzerine yazılı formunu da ilk defa Hâfız Osman’ın tasarladığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu yeni form ile hazırlamış olduğu ondan ziyade hilye-i saadetin günümüze ulaşmış olması, bu formu severek uyguladığını göstermektedir.
Sülüs ve nesihteki kudretini, fazlaca meşgul olmadığı celî hattına yansıtamamış olan Hâfız Osman’ın, Tunusbağı’nda medfûn Siyavûş Paşa’nın, Eyüp Sultan Türbesi civarında medfûn Şehîd Alî Paşa’nın mezar taşı kitabeleri ile günümüze intikal etmeyen Üsküdar’daki Şehit Süleyman Paşa Çeşmesi’nin inşa kitabesinde kullandığı bu kalemi, nesihi irileştirerek uyguladığı görülür.